Feed on
Yazılar
Yorumlar

Öykü: Sığıntı

fuk, salondaki geniş koltuğun kenarına büzülmüş, kız kardeşine ne diyeceğini bilmeden bakıyordu. Sessizliği Meltem bozdu.
-    Çay ister misin?
-    Hayır, teşekkür ederim.
Meltem, babasının odasını işaret ederek,
-    Kendindeyken seni çok görmek istemişti. Bilirsin, seni sever.
-    …
-    Kaç yıl oldu?
-    On beş, belki daha fazla.
-    Bunca zaman neden hiç aramadın?
-    Burada hiçbir şey değişmez ki, nesini arayıp sorayım?
Meltem duraksadı. Önündeki sehpada duran kül tablasını alıp, tüm gücüyle Ufuk’a fırlattı. Cam tabla, Ufuk’un arkasındaki duvara çarparak parçalandı.
-    İki kıytırık ülke gezdin diye bizden üstünsün değil mi? Niye geldin o zaman buraya? Bunca yıl sürttüğün ülkelere defolup gitsene.
-    Benden ne istiyorsun, Meltem?
-    Ne isteyeyim ki senden, neyin kaldı ki?
Meltem’in eli fark etmeden, sağ gözünün altındaki yaraya gitti. Ufuk, bunu fark etmişti.
-  Hâlâ nefret ediyorsun benden. Sığıntı olmam hoşuna gidiyor.
Meltem, yanıt vermedi. Mutfağa dönüyordu ki, birden Aynur’la göz göze geldi. Aynur, Meltem’in nişanlısı Birol’un küçük kardeşiydi. Şişman ve suratsız Meltem’in tersine kısa boylu, sıska ve neşeliydi. Tartışmayı duymuş, sesini çıkaramadan merdivenlerden seyretmişti. Meltem, zoraki gülümsedi.
- Gel Aynur. Ben şimdi kahvaltıyı hazırlarım.
Meltem salondan çıkıp, mutfağa girdi. Aynur sessizce koltuğa oturdu. İki kişi bir süre birbirlerine sessizce baktılar. Bir süre sonra Aynur, sehpanın üstündeki kitabı görüp aldı.
- Bu kitap senin mi?

Ceyhun Çakar
21 Nisan 2008

Devamı…

Öykü: Tanrıçanın Seçimi

Gece geç saatte Aka sarayının arka kapısından saman dolu bir at arabası girdi. Birkaç muhafızın taşıdığı bir kadın ve bir erkek cesedi arabanın arkasına samanların üzerine atıldı. Her ikisi de kılıçla öldürülmüştü ve karınlarının üzerindeki kılıç yarasından samanların üstüne kan sızıyordu. İki cesedin üzeri de samanla örtüldü ve araba cesetleri şehrin dışında bir çukura atmak için yola koyuldu. Kocası, Aka kralı Agamemnon’u öldüren Klytaimnestra’ydı kadın ve onun aşığı Aigistos’du adam. Agamemnon ve Klytaimnestra’nın oğlu Orestes öldürmüştü onları ve elinde kanlı kılıcı, Aigistos’un cansız bedenin bir yana fırlatıp babasının oturmuştu. Arabacı ki cesedi tamamen soyup -elbiselerinin para edeceğini düşünüyordu- cesetleri çukura attı. Çukuru kapatırken tanrılar tanrısı Zeus Olimpos dağından onu seyrediyordu. Mutluydu. Orestes’in kral oluşunun kutlanmasını buyurdu tanrılara ve karısı Hera ile odasına çekildi. Olimpos Dağı sis bulutlarını yarıp göğe yükselirdi. Tanrılar bulutların üstünde insanlara ait çilelerden uzakta mutlu yaşarlardı ve yalnız kudretli Zeus’tan çekinirlerdi. Olimpos Dağının içinden gelen uğultuları duyarlardı. Tartaros’a yeraltına Zeus tarafından atılmış Titan’ların sesiydi bunlar. Bu sesleri duyunca titrerdi Hera. Bu yüzden başı dik açıklayamazdı Zeus’a Klytaimnestra’ya olan sevgisini. Zeus’la yalnız kalır kalmaz kapandı ayaklarına. Zeus ayaklarıyla itti Hera’nın bedenini.

Devamı…

Kapı çalıyordu. Mustafa şaşırdı, bu ıssız villaya daha önce birilerinin geldiğini hatırlamıyordu. Gün yeni ışıyordu. Yataktan kalktı, aşağı inip kapıyı açtı. Villanın bahçesinde ikisi takım elbiseli, uzun boylu yapılı üç adam bekliyordu. Üçüncü kişi kısa boylu, ufak tefekti, Mustafa’ya elini uzattı.
“Mustafa Uçar, değil mi?”
Mustafa uzatılan eli sıktı.
“İçeri girebilir miyiz? Ayla hakkında konuşmak istiyorum, Ayla Tekin hakkında. Bir süre burada yaşamış sanırım.”
Mustafa “Siz kimsiniz?” demeyi düşündü, ama kim olduklarını anlamıştı.
“Hakkı Bey olacaksınız. Buyurun girin içeri.”
Hakkı, tanınmayı beklemiyordu. Bu yüzden, adı söylenince istemsizce eli silahına gitti. Kendisini tanımasına rağmen, Mustafa’nın serinkanlılıkla onu içeri davet etmesine şaşırmıştı. İki adamıyla birlikte içeri girdi. Mustafa misafirlerine gülümsedi.

Devamı…