Gece geç saatte Aka sarayının arka kapısından saman dolu bir at arabası girdi. Birkaç muhafızın taşıdığı bir kadın ve bir erkek cesedi arabanın arkasına samanların üzerine atıldı. Her ikisi de kılıçla öldürülmüştü ve karınlarının üzerindeki kılıç yarasından samanların üstüne kan sızıyordu. İki cesedin üzeri de samanla örtüldü ve araba cesetleri şehrin dışında bir çukura atmak için yola koyuldu. Kocası, Aka kralı Agamemnon’u öldüren Klytaimnestra’ydı kadın ve onun aşığı Aigistos’du adam. Agamemnon ve Klytaimnestra’nın oğlu Orestes öldürmüştü onları ve elinde kanlı kılıcı, Aigistos’un cansız bedenin bir yana fırlatıp babasının oturmuştu. Arabacı ki cesedi tamamen soyup -elbiselerinin para edeceğini düşünüyordu- cesetleri çukura attı. Çukuru kapatırken tanrılar tanrısı Zeus Olimpos dağından onu seyrediyordu. Mutluydu. Orestes’in kral oluşunun kutlanmasını buyurdu tanrılara ve karısı Hera ile odasına çekildi. Olimpos Dağı sis bulutlarını yarıp göğe yükselirdi. Tanrılar bulutların üstünde insanlara ait çilelerden uzakta mutlu yaşarlardı ve yalnız kudretli Zeus’tan çekinirlerdi. Olimpos Dağının içinden gelen uğultuları duyarlardı. Tartaros’a yeraltına Zeus tarafından atılmış Titan’ların sesiydi bunlar. Bu sesleri duyunca titrerdi Hera. Bu yüzden başı dik açıklayamazdı Zeus’a Klytaimnestra’ya olan sevgisini. Zeus’la yalnız kalır kalmaz kapandı ayaklarına. Zeus ayaklarıyla itti Hera’nın bedenini.