fuk, salondaki geniş koltuğun kenarına büzülmüş, kız kardeşine ne diyeceğini bilmeden bakıyordu. Sessizliği Meltem bozdu.
- Çay ister misin?
- Hayır, teşekkür ederim.
Meltem, babasının odasını işaret ederek,
- Kendindeyken seni çok görmek istemişti. Bilirsin, seni sever.
- …
- Kaç yıl oldu?
- On beş, belki daha fazla.
- Bunca zaman neden hiç aramadın?
- Burada hiçbir şey değişmez ki, nesini arayıp sorayım?
Meltem duraksadı. Önündeki sehpada duran kül tablasını alıp, tüm gücüyle Ufuk’a fırlattı. Cam tabla, Ufuk’un arkasındaki duvara çarparak parçalandı.
- İki kıytırık ülke gezdin diye bizden üstünsün değil mi? Niye geldin o zaman buraya? Bunca yıl sürttüğün ülkelere defolup gitsene.
- Benden ne istiyorsun, Meltem?
- Ne isteyeyim ki senden, neyin kaldı ki?
Meltem’in eli fark etmeden, sağ gözünün altındaki yaraya gitti. Ufuk, bunu fark etmişti.
- Hâlâ nefret ediyorsun benden. Sığıntı olmam hoşuna gidiyor.
Meltem, yanıt vermedi. Mutfağa dönüyordu ki, birden Aynur’la göz göze geldi. Aynur, Meltem’in nişanlısı Birol’un küçük kardeşiydi. Şişman ve suratsız Meltem’in tersine kısa boylu, sıska ve neşeliydi. Tartışmayı duymuş, sesini çıkaramadan merdivenlerden seyretmişti. Meltem, zoraki gülümsedi.
- Gel Aynur. Ben şimdi kahvaltıyı hazırlarım.
Meltem salondan çıkıp, mutfağa girdi. Aynur sessizce koltuğa oturdu. İki kişi bir süre birbirlerine sessizce baktılar. Bir süre sonra Aynur, sehpanın üstündeki kitabı görüp aldı.
- Bu kitap senin mi?
Ceyhun Çakar
21 Nisan 2008